" A super cool template for bloggers, photographers and travelers "

Alma ve Verme Dengesi Hayatınızı Şekillendirir

Alma ve Verme Dengesi Nedir?

Almak ve vermek deyince aklınıza sadece para veya eşya değiş tokuşu gelmesin. Çünkü onun asıl anlamının bundan çok daha fazlası olduğunu söylemeliyim.

Alma ve Verme Dengesi Bize Neyi Anlatır?

Sevmek, sevilmek, anlamak, dinlemek, güven beslemek, güvenilir olmak, değerli hissetmek, değer vermek, bilgiyi, mutluluğu, huzuru, aşkı paylaşmak, sorumluluk üstlenmek ve aklınıza gelebilecek tüm insani taraflarımız alma ve verme dengesinin diğer yüzüdür.

Aslında hayatın dengesi tam da burada başlar. Dengeyi doğru kuramadığınızda, mesela hep veren taraf olduğunuzda yaşam alanınızdaki dinamikler alt üst olur. Elbette sürekli alan taraf olmak da tüm dengeyi sarsıcı bir etkiye sahiptir.

Denge Yasası

Evrenin yasalarından biri olan Denge Yasası hizalanmayı öğütler. Ne az ne de çok, tam olarak dengede kalabilmek mutlu bir yaşamın sırrıdır. Eğer almaya meyilliyseniz, hayatınız almak üzerine kuruluysa, mutlaka bir şeyleri vermek zorunda kalırsınız. Çok fazla vericiyseniz evren sizi almaya zorlar.

İki Uç Kutupta Olmak

İki uç kutupta olmayı engelleyen alma ve verme dengesi her şeyi dozunda yapmanıza işaret eder. Başkalarının sorumluluklarını üstlendiğinizde kendi mevcut sorumluluklarınız katlanarak çoğalır. Bonkör davranan veya düşüncesizce para harcayan biriyseniz, bozulan aletler, ödemeniz gereken vergiler, aniden ortaya çıkan masraflar ile dengelenmeniz istenir. İlişkilerinizde sevmeyi abarttığınızda, karşınızdaki insanların üzerine düştüğünüzde kendinizi yalnız hissettiğiniz, sevilmeye ihtiyaç duyduğunuz, ilgisizlikten yakındığınız bir hayat yaşamanız kaçınılmaz olur.

Fedakarlığın dozunu ayarlamadığınızda iyi niyetiniz suistimal edilir. Sevgi açlığınız obezite sınırına dayanmakla dengelenir. Değer görmeyi beklediğinizde kendinizi daima değersiz hissedeceğiniz ortamlarda var olursunuz. Bütün bu örneklerin alma ve verme dengesizliğini idrak etmeniz için faydalı olmasını umuyorum.

Bir düşünün; herkesin sizden yararlandığını düşündüğünüz oldu mu?

Sürekli borç ödemek zorunda kaldınız mı?

Ne yaparsanız yapın sadakatli bir aşk yaşamak sizin için mümkün olmadı mı?

Daima başkalarının hakkınızı yediğini mi söylüyorsunuz?

Çok istediğiniz halde ideal kilonuza ulaşamıyor musunuz?

Cevaplarınız hiç sektirmeden ‘Evet, Evet, Evet!’ ise, dengelerinizi gözden geçirmenizi öneririm. Kaderi suçlamak, başkalarını bencillikle itham etmek, şanssız olduğuna kanaat getirmek faydasızdır. Olduğunuz ruh halinden, maddi olanaksızlıktan, duygu durumundan, ilişkilerinizdeki tutumunuzdan, hayata karşı duruşunuzdan sizi sadece SİZ kurtarabilirsiniz.

Dengeyi sağlamak için ne yapmalısınız?

Şimdi kararlarınızı ve seçimlerinizi gözden geçirin.

Hiç ihtiyacınız olmayan eşyaları satın alıyor musunuz?

Size emanet edilen sırları başkalarıyla paylaşıyor musunuz?

İnsanları eleştiriyor ve yargılıyor musunuz?

Hayatın bütün suçlusunun kendiniz veya belirli bir kişi olduğuna inanıyor musunuz?

Birilerine yetişkin oldukları halde annelik/babalık yapmaya çalışıyor musunuz?

Başkalarının hayatını kolaylaştırmaya çabalıyor musunuz?

Her zaman aranmayı, çağırılmayı, ilgilenilmeyi bekliyor musunuz?

Değerli hissetmek için takdir edilmeyi, onaylanmayı, kabul görmeyi istiyor musunuz?

Unutmayın, yaşadığınız durumlar seçimlerinizin ve kararlarınızın sonuçlarıdır. Hiçbir şey durup dururken gerçekleşmez. Her şeyin bir nedeni vardır. Siz tutumunuzu, düşünce biçiminizi değiştirirseniz, aldığınız cevaplar da değişir.

Öyleyse hemen tavrınızı değiştirin!

Kendi kendinize yeterli olduğunuzu bilin.

Daima minnettar olun.

Olanı kabul edin ve olmayanı zorlamayın.

Kendi sorumluluklarınızı üstlenin.

Ve kendi vicdanınıza, onurunuza, değerinize öncelik verin.

Sınırlarınızı çizin, başkalarının da sınırları olduğunu hatırlayın.

İnsanlara, eşyalara, paraya, güce kendinizi adamayın.

Eğer parasızlıktan yakınıyorsanız, neyi müsrifçe harcadığınızı kontrol edin. Mesela zamanınızı ne için harcıyorsunuz?

Eğer sevgisizlikten yakınıyorsanız, neden kendinizi bir bütün olarak kabul etmediğinizi sorgulayın.

Eğer sağlık sorunları yaşıyorsanız, kapsitenizi aşan yükü sırtlanıyor musunuz bir bakın.

Eğer haksızlığa uğradığınıza inanıyorsanız, kıymetinizin bilinmediğinden şikayet ediyorsanız, kime ya da kimlere haksızlık ettiğinizi gözden geçirin. Mesela önyargılı davrandığınız kişiler var mı? Başka hayatlar hakkında fikir yürüyüyor musunuz?

Sevilmek istiyorsanız, önce kendinizi sevin. Kendinizle barışın. Ne başkalarının üzerine angarya yüklemek ne de başkalarının emrivakilerini kabullenmek doğru. Herkes kendi var oluşunun değerini bilmeli. Dışarıdan desteklenmeyi beklediğinizde, hayatınız daha kolay, daha konforlu olmayacaktır. Tıpkı başkalarının yaşamlarına müdahale ettiğinizde onların hayatının iyileşmeyeceği gibi…

Sevgiyle ve Işıkla,

Ruhsal Bilge

0 Yorum

Yorum Yap

Your email address will not be published.